Cuma, Ocak 14, 2011

“Kelimeleri Bozuk Para Yapan Büyük Üstad’a”








Sanırım yirmi yıl önceydi. Bay Acıman ile ilk kez, kendimi çaylak gibi hissettiğim ajanstaki ilk günlerimde, Manajans’ın Büyükdere 191 numaradaki ofisinin asansöründe karşılaştım. Sabah saatleriydi. O küçük sayılabilecek asansörde beni hızla süzdükten sonra aramızda şöyle bir kısa konuşma geçmişti:

-Evladım sen kimsin?  
-Ben ajansa yeni başladım efendim
-Senin adın yok mudur? Adın nedir?”
-Taner efendim
-Taner, bir ara odama gelde, kendini bir anlat bakalım, seni tanıyalım. Malum seni işe aldıklarına göre önemli biri olmalısın.
-Peki efendim.

Manajans’ta geçen on yıllık çalışma hayatımda kendisi ve ajans için ne kadar önemli biri oldum bilmiyorum ama kendisinin hayatımda hep çok özel bir yeri oldu. Ajanstaki son üç yılımda yoğun çalışma fırsatı bulduğum Bay Acıman’ı yakından tanımaya çalıştım. Böyle bir üstadı yeteri kadar tanımayı başarabildim mi emin değilim ama ondan çok şey öğrendiğimi ajanstan ayrıldıktan sonraki yıllarda anladım.

Bay Acıman, reklamda kelimeleri en iyi bozuk para yapabilen büyük bir üstaddı. Sürekli tuttuğu kısa notları, sehpasının üzerindeki şekerlikte hiç eksik olmayan çifte kavrulmuş küçük Türk lokumlarını, antik çalışma masasını, cep ajandasını, kelimelerle oynaşırken kullandığı yeşil, kırmızı ve siyah ince uçlu kalemlerini, kendisinine gelen iç yazışmaların üzerine yazdığı kısa notlarını, toplantılarda verdiği Bayan Anjelli örneklerini, her gün aynı saatte yaptığı siestalarını, karşısındakini dinlerken iki elinin parmak uçlarını birbirine değdirirken yüzünün aldığı ifadesini hatırlıyorum.

Duygusallığın ise ilk kez vefasızlığın üzerindeki izlerini olgunlukla karşılamaya çalışırken ona ne kadar ağır geldiğini gördüm. Bu arada her yıl sonunda tüm çalışanlarına gönderdiği yıl değerlendirmesi, zam oranları ve yeni yıl kutlama mesajını, çalışanlarının sağlığı ile yakından ilgilenmesini, ince espiri yeteneğini, çalışma aşkını, Kayserililere taş çıkartan kıvrak zekasını ve saygı duyulacak ve örnek alınması gereken “laik” kişiliği de unutmamak gerekiyor.

Ondan neler öğrendiğime gelince. Sözleri “bozuk para” yapmayı, söyleyecek yeni bir söz yoksa bir şey söylememeyi, iletişiminde nasıl dik durulacağını, konuşmadan önce iyi dinlemeyi, kelimeleri seçebilmeyi ve satabilmeyi, doğru yazı yazabilmenin ne kadar sancılı bir süreç olduğunu, iş hayatında ailenin önemini, reklam dünyasında özgün kalabilmenin inceliklerini, müşterinin ürünlerini kullanmanın detaylarını öğrendim. Memleket sevgisini, Türkçe’nin zengin alt yapısını, satın almadığın hiç bir fikri bir başkasına asla satamayacağını, Manajanslı olmayı, büyük bir müşteriden yeri geldiğinde nasıl vazgeçilebileceğini, bir iş yerinde ter kokularının yerini parfüm kokuları aldığında bunun ne anlama geldiğini, elli liralık müşteri ile beşyüz liralık müşteriye neden aynı ilgi ve hizmeti vermek gerektiğini, müşterinin parasıyla sanatsal değil çalışan reklam yapılması gerektiğini ve daha bir çok önemli detayı. 

Her şey için içtenlik, sevgi ve saygıyla teşekkürler Bay Acıman. Büyük Üstad…