Cumartesi, Kasım 13, 2010

‘Basın Konseyi denilen anlamsız kuruluş’, ‘Kına’maları ve Oktay Ekşi...



‘Basın Konseyi denilen anlamsız kuruluş'

Ülkemizde 20 sektör STK’sını temsil eden Basın Konseyi; en son Oktay Ekşi’nin Hürriyet’ten istifasına neden olan yazısı sonrasında, kendi başkanının kınama cezası vermesiyle gündeme gelmişti. Bu sıralarda kendisini “yok” sayan mecralara gönderdiği “kına”ma yazılarıyla gündemde...  

Biliyorsunuz konsey, kendi ilkeleri’nin 4.maddesine* aykırı yazı yazdığı için kendi başkanına “kınama” ceza veren ilk konsey olma özelliğini taşıyor. Dünya medyasında da böyle bir örnek yok. Etik değerler üzerine kurulan ve “Daha özgür ve saygın bir medya için” çalıştığını söyleyen bir konseyin kendi başkanını ‘kına’ması ve ‘uyar’ması sanırım normal değil.
  
Biliyorsunuz konsey aynı zamanda ülkemizdeki  “Birleşmiş Milletler Danışman Sivil Toplum Kuruluşu” özelliği taşıyor. Ayrıca üyesi olduğu Dünya Basın Konseyleri Birliği’ne 25 Ekim 2010 Nepal’deki son toplantısında ülkesinde ifade özgürlüğü riski var diye bir rapor yayınlanmasını sağlayan bir konsey. İşte böyle bir konsey, kendi başkanını hükümet aleyhinde yazdığı bir yazı nedeniyle ‘kına’yarak uyarıyor.

Kendi Çalışma Kurallarına göre çalışmayan Konsey...

Peki diyelim ‘kına’ndınız veya ‘uyarı’ldınız. Herkes hata yapabilir dediniz. Ama etik değerleri en iyi başkanın bilmesi gerekmez mi? Diyelim gerekmez. Peki başkanın aldığı uyarıya vermesi gereken cevap; hakkında verilen kararın bir ceza olmadığı ve istifa etmeyi düşünmediği şeklinde mi olmalı? Diyelim olmalı. Peki bir başkan konseyden ‘Çalışma Kuralları’nda olmayan bir ‘güvenoyu’ nu niye ister? Diyelim istedi. Üyelerde orası sanki TBMM’siymiş gibi oylamaya neden katılır? TBMM’ini hiç Çalışma Kuralları dışında oylama yaparken gördünüz mü? Peki öyle meclise medyası ne yapar?

Ceza verme yetkisi olmayan, karar ve açıklamaları; kimse için borç doğurmayan, bir anlaşmanın feshi için bile gerekçe teşkil etmeyen (madde 35-36) bir konseyin başkanına güvenoyu vermesi normal mi? Diyelim o da normal. Peki konseyin Oktay Ekşi ile ilgili aldığı karar neden Basın Konseyi Sözleşmesi 11.maddesi “ı” bendi “b”si ile ilgisi olmazda sadece meslek ilkeleri 4. maddesi ile ilgili olur?

Peki şimdiye kadar aldığı bütün kararları sitesinde yayınlayan bir konsey (madde 37) neden Oktay Ekşi ile ilgili aldığı kararı sitesinde yayınlanmaz?

Kendi belirlediği kurallara göre bile çalışmayan bir konseyi ve aldığı kararları kim takar? Kim ‘var’ sayar?

İşte size son örnek: Fatih Altaylı’nın bugünkü yazısının son bölümü;

Yok hükmündeki konsey

BASIN Konseyi denilen anlamsız kuruluş, bize yine "kınama" mı ne göndermiş ( bu cümle “göndermişsiniz” ile bitmesi gerekirdi. Sanırım redaktörlerin dikkatinden kaçmış). Bakın hanımlar beyler...(Fotoğraflı Yüksek Kurul; 3’ü kadın, toplam 24 kişiden oluşuyor)  Basın Konseyi denen şey, her kimseniz, biz sizi tanımıyoruz.
(Hürriyet’te çalışırken de tanımıyor muydu acaba?) Hiçbir yasal dayanağınız yok. Hiçbir yetkiniz yok. (haksız mı? kendi kendine kurulmuş ve istediği gibi çalışan bir konsey durumunda değil mi şu anda?) Kendi kendinize gelin güvey olmuş bir durumdasınız.
Bizi kınama yetkinizi nereden, kimden alıyorsunuz?
(Kınamak için bir yerlerden yetki gerekmiyor ama olsun) Biliyorum zamanınız bol. (üyelerin hepsinin işi gücü var ama neyse) Aylak bakkal gibisiniz ama bu zamanı bizimle değerlendirmeyin.
Çünkü bizim için de, yasalar karşısında da "yok" hükmündesiniz.
(”yok” hükmündeki bir yere cevap vermekte ilginç ama neyse) Bir daha bana o anlamsız kâğıt parçalarını yollamayın. Okumadan atıyorum.
Çevreye zarar oluyor. (Tema’ya bağışlayabilir)

Hatırlayacağınız gibi bundan bir süre önce konseyin taraflı hareket ettiği ve sektörü artık temsil edemeyeceğinden hareketle bir de Medya Derneği kurulmuştu.

Sonuç...

Konseyi ve gönderdiği uyarılı kına-maları takmayanların sayısı her gün artmaya devam ediyor. Ama konsey uyarı ve kına-ma göndermeye devam ediyor. Tabi alıcısı adreste bulunamayınca bunlar tekrar konseye yani sahibine geri dönüyor. Burada; kuruldaki “seçilmiş üye”leri bir kenara bırakarak, “okuyucu temsilcisi” olan üyelere bazı sorularım var. Onlar “okuyucu temsilcisi” ise ben de bu soruları bizi orada temsil ettiklerini düşünerek sorduğumu hatırlatırım.

·      Şimdiye kadar, sektörün en saygın ve etik STK’sında görev alarak okuyucu adına neler yaptılar? Sayın Oktay Ekşi ile ilgili alınan kararda ve oylamalara hangileri katıldı nasıl karar verdiler?
·      Sektörün bu hali için okuyucu olarak nasıl bir sorumluluk hissediyorlar?
·      Başka görev aldıkları STK’lar var mı? Varsa orada da benzer şeyler oluyor mu? Örneğin o STK’larda başkanlarını ‘kına’dılar mı?
·      Ülkenin en yüksek konseyi toplansa ve kendi başkanını ‘kına’sa sonra da güvenoyu verse tepkileri aynı olur mu?
·      Acaba içlerinde hangileri, konseyi tanımadıklarını açıkça yazan ve söyleyen mecraların okuyucusu ve temsilcisi?  
·      Yok eğer kendileri de şu anda konseyde yer alan mecraların okuyucu temsilcisi ise bu konsey hala nasıl sektörün etik konseyi olabilir?
·      Konseyin yüksek kurulundaki “Okuyucu Temsilciliği” ni diğer üyelerinden ayıran görev ve sorumluluklar nelerdir? 
·      Hükümetlere karşı taraf olmaları anlaşılabilirken sektöre karşı taraf olmak nasıl bir okuyucu temsilciliği duygusu?

Konseyin sayın “okuyucu temsilcileri”; bu sorularıma cevap göndermenizi beklemiyorum. Gönderirseniz de önce teşekkür eder, sonra da burada yayınlamayı bir görev sayar, noktasına virgülüne kadar aynen yayınlarım.

Sektörün hala en üst etik kurulu olduğunu iddia eden sevgili konsey yönetimi; bir medya grubunun genel yayın yönetmeni size “aylak bakkal” benzetmesi yapabiliyorsa sektördeki varlık nedeninizi masaya yatırıp vakit geç olsa da bir kez daha düşünmeniz, ana sözleşmenizi ve çalışma kurallarını yeniden düzenlemeniz gerekmez mi?

Yok eğer gerçekten tarafsız değilseniz, bunu da anlayışla karşılarız. O halde sektörün tamamını temsil etme gayreti içine lütfen girmeyin. Sizi tanımadığını ilan edenlere de ‘kına’ma veya ‘uyarı’ gönderek kağıt israfına ve çevre kirliliğine yol açmayın. Memleketi yurt dışında ifade özgürlüğü riski taşıyan ülkeler arasına sokmak için devam eden davaları ve kişileri örnek göstermeyin.

Yok eğer biz sektörü temsil edeceğiz diyorsanız topluca istifa edip hiçbir karşılık beklemeden ülkesi ve sektörü için gönüllü çalışan genç üyelerinize örnek olun ve bari onların onurunu kurtarın. Onlar da sizi belki ilerki yıllarda “Onur Üyesi” yaparak bugün kırılan onurunuzu kurtarırlar... Benden söylemesi ...




*Basın Meslek İlkeleri 4.Madde: Kişileri ve kuruluşları, eleştiri sınırlarının ötesinde küçük düşüren, aşağılayan veya iftira niteliği taşıyan ifadelere yer verilemez.




Haber Türk - Fatih Altaylı Yazısı

Basın Konseyi Oktay Ekşi Kınama Kararı Haberi


Basın Konseyi Linkleri


World Assosiation of Press Council Linkleri



Cuma, Kasım 05, 2010

Biraz Zaman’ınız Var mı? (2)



ZAMAN artık “satış” peşinde
Marketing Türkiye'nin 15 Ekim 2010 tarihli 126 sayfalık sayısının 118. ve 119. “Kreatif” başlıklı sayfalarında Elif Erman Özyıldırım imzalı “Zaman artık “satış” peşinde” başlıklı bir haber yayınlandı. Zaman Gazetesi’nin “Aslında Zaman’ınız var. Herkesi anlamak için siz de kendinize Zaman ayırın” sloganı ile yayınlanan yeni imaj kampanyası  hakkında Özyıldırım, reklam filmini “doğrusunu söylemek gerekirse vermek istediği mesaj biraz karmaşık reklam filminin. Bundan önceki kampanyalar daha “sessiz” olmasına rağmen kuşkusuz derdini daha iyi anlatıyordu…” diyerek özetliyor.

Elif’in zihnindeki sorulara cevap

Haberde Özyıldırım, zihnindeki soruların yanıtını almak için kendini Ogilvy&Mather Ajans Başkanı ve Kreatif Direktörü Tibet Sanlıman'ın yanında bulmuş. Sanlıman;  “yeni reklam kampanyamız için yola çıkarken bugüne kadar yaptığımız Zaman kampanyalarından farklı olarak, bu kez satış odaklı bir brief ile karşılaştık. Dolayısıyla bu yaptığımız işe de yansıdı ve daha satış odaklı bir film oldu ” diyor. Diğerlerinin aksine diyalog üzerinden ilerleyen bir film olduğunu ve bunun da önemli bir fark olduğunu söylüyor.

Satış odaklı brief
Sanlıman; gazetenin satışını özellikle büyük şehirlerde artıracak işler isteyen bir brief ile karşılaştıklarını belirtiyor. Ama briefi değerlendirirken Zaman’ın “saygın bir referans gazetesi” olma imajını korumak hatta bir üst seviyeye çıkarmak istemişler.

Ajansa yön veren içgörü
Kampanyanın temel stratejisi “herkesin birbirine sıklıkla söylediği bir bahaneden ‘Zamanım yok’ bahanesinden yola çıkmışlar. Sanlıman; “Bahane buluyoruz çünkü bu daha kolayımıza geliyor. Birbirimizi anlamak, hatta bunun için çaba göstermek yerine ‘Zamanımız yok’ deyip geçiştiriyoruz. Birbirimizi dinlemiyoruz, hayat tarzı bize uzak olan insanların neler yaşadığıyla, neler düşündüğüyle ilgilenmiyoruz” diyor. Ayrıca “birbirimizi anlamak, anlamaya çalışmak için bahanelere sığınmayalım” diyen Sanlıman; “Zaman her görüşten sesiyle, olayları etraflıca anlamamızı sağlayabilecek bir gazete. yeter ki isteyin. Yeter ki zaman ayırın.Yeter ki okuyun. pek çok şeyin aslında düşündüğünüzden farklı olduğunu göreceksiniz… Tüm derdimiz buydu.” diyor.

Şimdi Sorular

Öncelikle sayın Sanlıman’a;
Soru : Bu ürünün altı yıldır kampanyalarını yürütüyor ve yönetiyorsunuz. İlk aldığınız brief’te Zaman dışındaki gazete okurunu doğru etkilemek ve satışı artırmak üzerine değil miydi?
Soru : Yaptığınız kampanyalarından sonraki satış kampanyası aşamasına beş yıldır neden bir türlü geçemediniz?
Soru : Yaptığınız bu kampanyalar gerçekten bir satış kampanyası mı? Öyleyse neden satışa dönmüyor? Oysa bir çok muhafazar ürünün satışları gayet iyi giderken.
Soru : Müşterinize yeni satış artırıcı fikirler götürdünüz mü ? 

Soru : Bu kampanya öncesinde veya sonrasında ‘okur-reklam’ araştırmaları yaptırdınız mı?
Soru : Özyıldırım’ın bile mesajı ‘biraz karmaşık’ bulduğu düşünülürse bu kampanya ile “saygın bir referans gazetesi” olma iddiasını inşa etmek veya korumak hatta bir üst seviyeye çıkarmak mümkün oldu mu?
Soru : Reklamı sokaktaki Zaman almayan tüketiciye yaparken mevcut okura bir faydası oldu mu?
Soru : “…hayat tarzı bize uzak olan insanların neler yaşadığıyla, neler düşündüğüyle ilgilenmiyoruz… “ diyen bir reklamcı olarak siz  kendinizi hangi grupta görüyorsunuz?
Soru : Her sabah işe gelirken bayinizin önünde durup, 50 kuruş verip siz kendinize ‘Zaman’ ayırdınız mı?

Eski patronum E.Y.Acıman; ‘reklamcının başarısı çalışan reklamı yapmaktır, reklam çalışmıyorsa gerisi teferruattır evladım’ derdi. Beş yıldır aynı marka için yapılan reklamlar hala bize bayiden Zaman aldırmıyorsa bir tüketici olarak ne demeliyiz? Sektör olarak yapılan bu reklamları hangi kategoriye dahil etmeliyiz?

Aslında zaman’ınız var. Yaptığınız reklam ile ulaşmak istediğiniz okuru ve sizin mahalleyi anlamak için siz de kendinize zaman ayırın. Zaman’nızı iyi değerlendirin. Değiştirin stratejilerinizi ülke reklam, marka, ürün ve satış görsün... Yoksa siz gördüklerinize inanın....

Biraz Zaman’ınız Var mı? (1)



Başa döndük...

Yıl 2006 " Tam anlamak için tamamlamak için ne okuyorsanız okuyun bir de Zaman okuyun"
Yıl 2008 "Yaftalamadan düşünün"
Yıl 2009 "Önyargılarımız...Görünmeyen duvarlarımız. Yıkmanın zamanı gelmedi mi? "
Yıl 2010 “Aslında Zaman’ınız var. Herkesi anlamak için siz de kendinize Zaman ayırın”

Bunlar ülkemizin en çok satan ve en güçlü abone satış ve dağıtım ağına sahip olan Zaman Gazetesi’nin son beş yılda yaptığı reklam kampanyalarının sloganları. Hepsinin altında da  O&M Türkiye imzası var. Prodüksiyon olarak oldukça etkileyici bu dört kampanyanın mesajlarının hedef kitle üzerinde istenilen geri dönüşü veremediği anlaşılıyor. Yoksa 2006 yılında verilen “ Tam anlamak için ...” mesajının, 2010 yılında “ ... herkesi anlamak için ...” ile tekrar karşımıza çıkması bir tesadüf olabilir mi? Sanırım başa döndük. Hayırlısı olsun. Ancak bu başa dönüş, Zaman’ın biraz kendine zaman ayırıp artık bazı sorulara doğru cevapların verilmesini zorunlu hale getiriyor.

Ekrem Dumanlı yönetiminde radikal değişiklikler ve büyük atılımlar yapan gazetenin son beş yıldır hedefinin “Günlük 1 milyon satan gazete olmak” olduğunu biliyoruz. Yılın bitmesine altmış gün kala bu hedefin tutması zor görünüyor. Son beş yıldır hedeflenen ama bir türlü tutturulamayan 1 milyonluk satış hedefin bu yıl 800 bin sınırında kalacağı anlaşılıyor.

Pazartesi günleri Dumanlı’nın köşesinin altında verilen Turkuvaz ve Yay-Sat kaynaklı “Haftalık Ortalama Gazete Satışları” raporlarına göre; Zaman’ın satışları; 25-31 Mayıs 2009 da 874 bine yükseldiği, 28 Eylül- 4 Ekim 2009 haftasında 599 bine kadar düştüğü. 3-9 Mayıs 2010 haftası tekrar 902 bine kadar yükseldiği, 20-26 Eylül 2010 haftası 649 binlere kadar düştüğü ve 11-17 Ekim 2010 haftası ise  799 bin seviyelerine yükselttiği görülüyor.

Ayrıca Zaman, Haziran-Eylül 2009 arası 275 bin, Mayıs-Eylül 2010 arası ise 253 binlik düşüşler yaşamış. Bu ülkemizdeki bir gazetenin dört aylık dönemler halinde yaşadığı en yüksek satış kaybı olarakta ifade edilebilir.

Bu arada Haber Türk’ün günlük satışının 225, Milliyet’in ise 162 olduğunu unutmayalım. Bu düşüşlere rağmen rakamlara bakarak gazetenin tabanının 600 binden 649 bine çıktığı yorumunu da yapabilir. Bu doğru bir yorum ise bir yılda kalıcı 50 bin okur kazanılmış demektir. Yani bu strateji ile bir milyonluk hedefe 5-6 yıl içinde ulaşılması mümkün.

Hala cevap bekleyen sorular

Soru : Yapılan reklam kampanyaları artı güçlü abone satış grubunun yoğun çalışmaları neden hala bir milyonluk hedefin gerçekleşmesini sağla-ya-mıyor? 

Soru : Bu hedefe hala ağırlıklı olarak muhafazakar kesiminden yeni abonelerle mi ulaşılmak isteniyor? Öyle ise beş yıldır aynı strateji ile ulaşılamayan bir başarı nasıl açıklanabilir?

Soru : Yapılan reklam kampanyalarının abone satışlarına veya varsa elli binlik taban okur artışına katkısı ne olmuştur?

Soru : Abone sayısındaki bu dramatik düşüşlerin nedeni, sayın Dumanlı’nın yazdığı gibi abonelikte ‘ilk bir-iki aylık dönemde alıp, deneyip, vazgeçenler’ ise yapılan bu reklam kampanyaların birincil hedef kitleyi olumlu etkilediği düşünülebilir mi?

Soru : 2006-2010 döneminde yapılan yüksek bütçeli reklam kampanyalarının ana hedefi “karşı mahalle”ye ulaşmak ve bayi satışlarını artırmak değil miydi? Beş yıl, aynı hedefi aynı strateji ile gerçekleştirememek uzun bir süreç değil mi?

Soru : Yapılan reklam kampanyaları hangi kategoriye giriyor? İmaj mı yoksa satışı mı? İmaj ise gerçek satış ve devam kampanları düşünülüyor mu?

Soru : Mevcut okur için gazete satın alanabilir mi yoksa okunabilir bir ürün mü? Gazete mi ağır, okur mu hafif?

Soru : Doğru ve dürüst haberciliği, zengin yorum içeriği ve olağanüstü tasarımına rağmen gazetenin erişimi neden yeterince yüksek değil?

Soru : Mevcut okurunun yapısına göre bir içerikle çıkmak satış ve erişim problemi için de bir çözüm olabilir mi?

Soru : Zaman nasıl bir gazete? Bir politika gazetesi mi? Bir Yaşam kültürü gazetesi mi? Bir ekonomi gazetesi mi? Ya da hem siyasi hem yaşam kültürü hem de ticari bir gazete mi? Hangisi?

Soru : Ülkenin oy potansiyeli en yüksek okur tüketicisinin sağ ve muhafazakar kesim olduğu düşünüldüğünde onları Zaman’ı satın almaktan alı koyan nedir? Tasarımı mı? İçeriği mi?

Soru : Hak ettiği düşünülen reklam pazar payına, yapılan reklam kampanyaların etkisi neden hala düşünüldüğü kadar değil?

Soru: Gazetenin reklam taşıma değerinin yüksek bulunmaması gerçekten duygusal  nedenlerden dolayı mı?

Soru : Uzun süredir ülkenin en çok satan gazetesi olmasına karşın  reklam pazar pastası içinde hala “Diğer” i oluşturan yüzde 20’lik dilim içinde olması normal mi?


İsterseniz yukarıdaki soruların hepsine cevap bulmaya çalışabilirsiniz. İstemezseniz hiç birine cevap vermek zorunda değilsiniz. Eğer bir mecra iseniz ve ülkedeki medya problemlerinin çözüme kavuşturulması gerektiğine inanıyor, onları eleştiriyor, nasıl olmaları gerektiğini söylüyorsanız. Üzgünüm ama önce kendi söküğünüzü dikeceksiniz ve diğerlerine örnek olacaksınız. Örnek olan her zaman taklit ve takip edilir. Yok bu strateji ile başarmak istiyorum diyorsanız. Bu dayatmacı kişisel bir yaklaşımdan öte gitmez ve kimse söylediklerinizi ciddiye almaz. Düşündüğünüz örneği oluşturamazsınız. Size inanan ve güvenenleri de yakında karşınızda muhalefet yaparken bulabilirsiniz.

Aslında zaman’ınız var. Okuru ve karşı mahalleyi anlamak için siz de kendinize zaman ayırın. Zaman’nızı iyi değerlendirin. Değiştirin stratejilerinizi ülke mecra ve satış görsün... Yoksa siz gördüklerinize inanın....

Perşembe, Kasım 04, 2010

Oktay Ekşi ve Medyamız



Hürriyet'te çalıştığım dönemden beyefendi kişiliği ile tanıdığım sayın Ekşi'nin yazısının sonuna nasıl koyduğunu hala bilemediği 'vurucu' cümle “Şimdi, analarını bile satan işte o zihniyetin marifetlerini görüyoruz.” un kendisine bu sonu hazırlaması sektörümüz adına da oldukça dramatik.

Başka ne denebilir diyenler varsa; Basın Konseyi Başkanı olduğu bir dönemde bunun olması malesef traji-komik. Aydın Bey'in vergi affı beklediği söylendiği bir dönemde olması oldukça üzücü. Basın Ahlak İlkelerini ilk uygulayamaya koyan ülkenin en güçlü ticari gazetesinin bunu yaşaması tarifsiz. Ülkenin son 'Başyazarı' nın bunu yapması ise iletişim fakülteleri için 'case study' lik denebilir.

Ancak bugünden sonra nasıl oldu, neden oldu, ne olmalı ...? gibi sorulardan çok altı çizilmesi gereken; Oktay Ekşi'nin Hürriyet'ten istifasının, ülke medyasının içinde bulunduğu gerçeği bir kez daha gözler önüne sermesi. Daha önce de belirttiğim gibi, can-yan-daş medyamızın kronikleşmiş yorum hastalığı ile bir dönemin daha sonuna geldik. Artık yeni bi sayfa açması gerekiyor. Hiç kimsenin basın özgürlüğünden ve yasaklarından bahsedemiyeceği bir durumdayız. Basın özgürlüğü hala tam değil ama kendi kalemize vurucu bir gol attık.

Ulusalcı medya anlayışımız, patronlarına sormadan kendilerini kamikaze ilan eden köşerlerimiz, sokağa çıkmadan yazanlarımız, çakma Teşvikiyeli canlı bombaları ve yıllardır bulundukları köşelerde köşerlenenlerimiz ile buraya kadar.

Ülkeyi demokratikleştirmek, sektörü geliştirmek-büyütmek, doğru zamanda yerini kendinden sonraki kuşağa bırakmak, siyasilere örnek olmak yerine politikleşmek, çok kazanmak ve duygusallaşmanın sonu bu demekmiş. Bundan medya profesyonellerinin çıkaracağı çok dersler olmalı.

Mutfağın durumu buysa, menüde bu işte. Yersen !

Bir 'başyazarın' kendi yaptığına "halt etmişim" diyerek istifa etmesinden bile nemalanmak isteyen bir sektör. Tabi ki konuyu örtbas etmek gerekmiyor. Tabi ki yaptığı kabul edilebilir değil. Ama Oktay Ekşi hakkında seviyesizce yazmaya devam edenler, bilmeliler ki kendi seviyeleri de aynaya yansıyor. Aynadaki ise ülke medyasının gerçek görüntüsüdür.

Ülke medyasını bu hale getiren profesyonellerini sektörün gelecek kuşakları adına kutluyorum. Çok değil bundan on yıl sonra, bu sektörde acaba kimler o aynaya hangi yüzle bakacaklar merak ediyorum.

Paris Saint Germain'de o kilisenin karşısındaki Cafe de Flore'i hatırlıyor musunuz?  Sayın Oktay Ekşi o cafeye kaç kez gitti bilmiyorum ama o tarihte kendisini köyünde torunuyla satranç oynarken, medyayı bu hale getirenleri ise Café de Flore’de kahve içerken bulabilirsiniz.



What Internet Election? Why Online Advertising Didn't Matter In 2010

Online's a Fine Place to Start, but TV Is the King of Results

In 2010, TV is back and it's bigger than ever.

It's the Economy, Stupid
The economy pushed ad expenditures down across the board in 2010. Except political ad expenditures. The last election cycle set a political ad-spending record of $2.8 billion and 2010 is expected to shatter that mark with more than $4 billion in ad expenditures.
Two-thirds of that money went to TV.

To be fair, other media enjoyed higher political expenditures -- including online. In fact, online spending doubled to just less than $45 million. Or less than the cost to run one major U.S. Senate race.
It isn't even a case of the usual suspects spending money in the usual places. Brand new groups like American Crossroads and the American Action Network injected millions of brand new dollars into political races. They didn't go online, either.

The 2010 Elections Began Online
Early in the cycle campaigns ramped up significant online operations. At one point, Meg Whitman's California gubernatorial campaign had over 20 people dedicated to online and social media. Her website is one of the most robust in political history.
Video skirmishes were being fought on YouTube. Even offensive efforts were being waged solely online -- for example, the anti-Barbara Boxer "Hot Air" movie.

Our firm made more web videos this summer than we did in the last two election cycles.
Then it stopped cold. Why? We weren't making the videos for the voters, we were making them for the press. Once the campaigns started in earnest, and the press took interest, we could go back to a much less expensive media called the press release.

Online Is the New Direct Mail
In surveys among voters, more than 75% of respondents say they get much of their information regarding elections from TV. (They're too proud to say they get their information from TV commercials, but we know they're not sitting around all day watching C-SPAN and reading the Congressional Record.)

About 15% say radio and a bit less than 10% cite direct mail, newspapers and the Internet. (Respondents are allowed to pick more than one medium, hence the total is over 100%.)
Of all those media, the Internet is the least likely to move numbers. Even less than direct mail.
Too much clutter.

The beauty of TV and radio advertising is that when your spot is running, you own the channel. You have someone's undivided intention. They have to take a physical action to avoid your message.
An internet banner ad competes side by side with the content a viewer really wants. And it usually loses.

Search word buys are even harder to quantify.
In the next few cycles I think the internet will be taking more and more from direct mail budgets than TV budgets. Both internet and direct mail are very targetable and very specific with the edge going to internet because you can traffic in new creative in hours instead of days.

It Isn't All Sunshine and Puppies
TV viewership is down. If you haul in 2 million viewers you have a hit on your hands. And local TV news (the bastion of political advertising) is dying faster than Mel Gibson's career.

Where 800 GRPs per week used to do the job, 1,200 GRPs are required now. And political media buyers have to work much harder to find those voters.

More GRPs and more money shifted from news to prime time mean we're spending more money to ask for your vote.

The Internet Isn't Dead
Far from it. The internet is a vital tool for political campaigns. There is no easier way for the truly interested voter to learn about a candidate. No better way for someone to get involved in a campaign.

No simpler and more secure way to raise money. And with the lethal combination of e-mail and mobile texting, the best way to mobilize a force for action.

We haven't even mentioned blogs. During this cycle more and more blogs have crossed the line from "nut in his mother's basement" to "legitimate news sources." In fact, many campaigns have used quotes from blogs in their TV spots. Prior to 2010, print journalism was the only reputable source for these quotes.

Granted, the Internet is an amazing thing. But if you want to move numbers in an election, you gotta talk to the king. Television. Long live the king.
~ ~ ~

Vinny Minchillo is chief creative officer of Scott Howell & Company, Dallas.

Posted by Vinny Minchillo on 11.01.10 @ 02:45 PM 

News Corp. Profit Jumps 36%


mw/photos/stylus/156299-positive-sales-generic2-m.jpg
News Corp. posted 36 percent gains in its fiscal first-quarter earnings, as an improving advertising marketplace helped fuel another strong three months at its cable networks unit.

For the period ended Sept. 30, News Corp. collected $775 million in net income, or 30 cents a share, up from the year-ago results of $571 million, or 22 cents a share. Excluding a $90 million tax benefit, the company earned 27 cents a share, beating Wall Street expectations of 24 cents a share.

Consolidated revenue increased 3 percent to $7.43 billion.

Revenue at the cable networks group, which includes Fox News Channel, FX, National Geographic Channel and 19 regional sports networks, grew 17 percent in the quarter, to $1.87 billion, on a 16 percent improvement in ad sales revenue. Operating income grew 29 percent to $659 million.

While News Corp. always credits Fox News for driving growth in the network segment, for the first time in memory chief financial officer Dave DeVoe noted that FX did a good deal of heavy lifting in the quarter. Despite seeing some declines in prime time deliveries, FX closed out the quarter as a top 10 network, averaging 696,000 viewers 18-49 and 648,000 adults 25-54.

Among all ad-supported cable nets, Fox News finished the quarter ranked fourth in prime. FNC averaged 1.84 million total viewers, a decline of 19 percent from the year-ago average (2.26 million). Its closest competitor, MSNBC, averaged 693,000 total viewers, a decline of 13 percent, while CNN plummeted 46 percent in prime, with an average delivery of 513,000.

DeVoe and Chase Carey did not provide specific insight into the recent retransmission-consent battles with Cablevision and DISH Network, although the president and chief operating officer said the addition of a second revenue stream is designed to make broadcast a more viable business model.

“Retrans is critical to driving the Fox network’s financial performance,” Carey said. “We have deals in place with four of the largest distributors...and as we continue to close [these deals] we’ll continue to take the business to increased profitability.”

Carey added that a broadcaster wholly beholden to ad sales revenue would eventually be priced out of the sports market. “Over time, you wouldn’t find any of these [top tier] sports on any broadcast networks if that were the case,” he said. “It’d be like being asked to fight with one arm tied behind your back.”

Fox Broadcasting’s first quarter results were down versus a year ago, as increased advertising revenue from its National Football League broadcasts could not make up for costs related to program cancellations and increased promotional/marketing expenses related to the launch of its summer and fall entertainment programming. Fox has canceled one new series, pulling the plug on Lone Star after two episodes.

“The new season was a bit of a disappointment,” Carey said. “We would have liked a Game 6 of the World Series, but the strength of the NFL and the ad sales market more than offsets the shortfall in prime.”

Revenue at the TV unit, which includes the broadcast net and its local affiliates, reached $851 million, up 11 percent from $765 million in the year-ago period. Ad revenue increased 22 percent.

Carey told investors that scatter continues to price “at double digit increases to the upfront,” adding that while the macro economic environment remains uncertain, there has been no indication that those anxieties “are impacting the ad market.” Nonetheless, News Corp. remains cautious about the coming two quarters of business.


Nov 3, 2010 -By Anthony Crupi

Salı, Kasım 02, 2010

What would you do today if you knew when your print newspaper would die?

If you knew the precise date that your print newspaper would cease to exist, what decisions would you make starting today to replace that profit center? How different would your choices be if you had seven years of life versus 30 years?
That is the tantalizing conversation starter presented by futurist Ross Dawson who today released the “Newspaper Extinction Timeline.” The timeline maps out — country by country — when newspapers “in their current form” will become “insignificant” based on global and national factors.
Dawson believes that 52 countries will drop the newspaper habit between 2017 and 2039 — including the United States in 2017, the United Kingdom and Iceland in 2019, and Canada in 2020. Most of Western and Central Europe will drop newspapers in the 2020s, along with Australia and New Zealand. East Asia and parts of Latin American urban markets will go in the 2030s. The rest of the world is safe until at least 2040, Dawson says.
The Dawson timeline reminds me of Philip Meyer's 2004 prediction in The Vanishing Newspaper: Saving Journalism in the Information Age, using readership trend data from 1967 to 2002, that U.S. newspaper readership would reach zero in April 2043.
Judging from the tart reactions from the Twitterverse and all platforms digital, Dawson hit a nerve today. He even remarked that today marked the best visitor day ever for his web site. I'll bet.
Let me step up to the plate and respond to this latest doomsday prediction: he's mostly correct.
Maybe not the dates, which are too aggressive. Maybe there's a lot of qualitative wiggle room for more precise definitions of “newspapers in their current form” and even “insignificant.” But most of the factors and the country-by-country order of progression fit with what I see worldwide.
Breathe in. Hold it. Count back from 10. Breathe out.
Sometime in this planet's history, there will be a tipping point whereby the economics of mass-producing news on paper won't be worth it to the publisher. There won't be enough advertising or consumer revenue to cover the costs of printing and distribution. And there will be sufficient consumer, advertiser, and publisher platform alternatives to discontinue print as a primary vehicle.
Business decisions will be made. Platforms will shift. Journalists will still have a home. Publishers will still be rich. And the world will continue.
Unlike Phil Meyer's slow descent into Hell less than 33 years from today, publishers will choose to stop mass-printing long before the dreaded zero. It will come in a series of tipping points and awkward adjustments that are playing out on the world stage even as these words are typed.
We'll wring wretched efficiencies out of print. We'll cut editorial staff through a constant series of prioritisation exercises regarding content on newsprint. We'll outsource production. We'll outsource delivery. We'll slim down the number of pages printed. We'll cut print frequency from seven days to five days to three days to weekly. We'll bring in McKinsey or Bain or Boston Consulting to decide the precise angle of the print decline.
None of this really matters. No matter what we do internally, we cannot escape the external factors shaping how information is consumed. We cannot escape the pace of technological change. We cannot escape the nature of consumer behaviour. Dawson neatly breaks these factors into two parts: global and national.
Globally, we will see:
  • Increased cost performance of tablets/e-readers.
  • Changes in newsprint and print production costs.
  • Increased cost performance of mobile phones.
  • Trends in advertising spend and allocation.
  • Development of open platforms.
  • Uptake of digital news monetisation mechanisms.
  • Development of high-performance digital paper.
Nationally — what makes the United States different from Germany which is different from India — we will see varying degrees of:
  • Technology uptake.
  • Economic development.
  • Demographics.
  • Consumer behaviour.
  • Industry structure.
  • Government regulation.
Newsmedia executives know all of this. We've seen these variables a thousand times. That's why we're going through transformation, re-imagination, and strategic evaluation projects at every news company in the world. That's why INMA is putting so much energy into the practicalities of transitioning to multi-media companies as an over-arching theme in the next year. That's why 90% of our industry's strategic energy is being invested in 10% of today's revenue model.
What I like about Dawson's nudge is that it reminds us that the clock is ticking. We can't work fast enough at the corporate level or the industry level to develop digital platforms that connect with readers and advertisers. We can't work fast enough to build multi-media companies where print, online, mobile, iPad and others each play to their strengths and interact. Just as we were warned in the 1990s that classified advertising could disappear and we need to prepare for that, we need to be preparing today for an all-digital future — whether that comes in 2025, 2050, 2100, or some year beyond the reach of our great-grandchildren.
Here's an interesting exercise for your management team: pick the date Dawson says your country's newspapers will be “insignificant” and work backward. What would you need to do between today and that date to transform your business model and generate enough revenue to preserve today's level of journalism at a sufficiently profitable level? We may all make similar choices, but my guess is the sense of urgency is more intense in the United States than India.
Print is evolving from an end-all-be-all distribution vehicle for what media companies do best to a situational revenue driver and a tangible brand vehicle. Short-term, print plays a dominant role so long as advertisers see value. Long-term, print becomes a brand package to remind people of digital options. It might become a loss leader. It might become our weekly marketing vehicle for our rainbow of content options on hundreds of platforms. I suspect that if this were our sole brand conveyance vehicle and not just a schlepper of news, we'd make better qualitative choices about paper weight, paper style, paper width, and more.
Earlier today, I was contacted by a journalist from a prominent European newspaper about Dawson's report. At first, I thought I was being interviewed for a story. Yet the back-and-forth exchange seemed to get more and more personal with each subsequent e-mail. At some point, he told me that Dawson's timeline made him think about jumping out of journalism altogether.
To which I say: relax. There's nothing new here except the assignment of a date — something that should be unsettling.
Yet if a few dates assigned to something we're already focused on contribute 1% additional urgency to our industry's transformation from print to multi-media and the structure of our news ecology — with print still playing a part, even if “insignificant” — then we can thank Ross Dawson for his contribution.


Posted INMA at 10:26 PM - 01 November 2010

http://www.inma.org/modules/blog/index.cfm?action=blog_detail&bid=114

Perşembe, Ekim 28, 2010

How to Read Newspapers' New Circulation Numbers

NEW YORK (AdAge.com) -- Newspapers' circulation losses have slowed further, to a 5% daily drop in the most recent report from an 8.7% decline in the spring report and a 10.6% plunge in the report one year ago.

The Wall Street Journal reported a 1.82% increase in average paid circulation on weekdays over the six months ending in September, compared to the period a year earlier.

The Wall Street Journal reported a 1.82% increase in average paid circulation on weekdays over the six months ending in September, compared to the period a year earlier.



Looking a little below the top line, however, can be critical to understanding what's going on with these newspapers. Whatever you make of the distinction between print circulation and digital circulation, electronic editions -- meaning WSJ.com-only subs, iPad and mobile subscriptions and e-reader circulation -- are playing a big role in The Journal's numbers. Those reached an average of 449,139, up 10.4% from the period a year earlier. Without those electronic editions, the paper's paid print circulation on weekdays was essentially unchanged from last fall.

USA Today noted Monday morning that it is the largest paper in the country in paid print circulation.
But over at USA Today, you also have to decide what to make of the distinction between circulation paid for by individuals and circulation distributed free to airline passengers, say, or hotel guests. USA Today's individually paid circulation declined 9.3% to 692,901.
Echoing explanations you'd hear from many papers around the country, The Times said its circulation decline partly reflected a strategy of reducing its least profitable circulation while emphasizing the most loyal readers.

The industry is working to focus on expanding its audience and building revenue across platforms including print, said John F. Sturm, president and CEO of the Newspaper Association of America, in a statement Monday morning. "What counts is that newspaper companies continue to retain their most loyal and engaged readers even as they increase print circulation pricing to rebalance their revenue streams," he said. "Many publishers have enhanced coverage to advertisers with popular print products that supplement traditional newspaper distribution. Targeted products -- such as Briefing in Dallas, RedEye in Chicago, Your Essential Shopper in Phoenix and scores of local publications -- provide additional readership that is not currently reported by ABC."

Update: The Audit Bureau of Circulations points out that it does indeed audit and report audience metrics for the publications cited in Mr. Sturm's quote.

Average Daily Circulation at the Top 25 U.S. Daily Newspapers
Preliminary Figures as Filed with the Audit Bureau of Circulations
(Subject to Audit)



Total Paid Circulation

State
Newspaper Name
Frequency
As of 9/30/10
As of 9/30/09
% Change
NY
WALL STREET JOURNAL
AVG M (M-F)
2,061,142
2,024,269
1.82%
DC
USA TODAY
AVG M (M-F)
1,830,594
1,900,116
-3.66%
NY
NEW YORK TIMES
AVG M (M-F)
876,638
927,851
-5.52%
CA
LOS ANGELES TIMES
AVG M (M-F)
600,449
657,467
-8.67%
DC
WASHINGTON POST
AVG M (M-F)
545,345
582,844
-6.43%
NY
NEW YORK DAILY NEWS
AVG M (M-F)
512,520
544,167
-5.82%
NY
NEW YORK POST
AVG M (M-F)
501,501
508,042
-1.29%
CA
SAN JOSE MERCURY NEWS
AVG M (M-F)
477,592
N/A
N/A
IL
CHICAGO TRIBUNE
AVG M (M-F)
441,508
465,892
-5.23%
TX
HOUSTON CHRONICLE
AVG M (M-F)
343,952
384,437
-10.53%
PA
PHILADELPHIA INQUIRER
AVG M (M-F)
342,361
361,481
-5.29%
NY
NEWSDAY
AVG M (M-F)
314,848
357,124
-11.84%
CO
DENVER POST
AVG M (M-F)
309,863
340,949
-9.12%
AZ
ARIZONA REPUBLIC
AVG M (M-F)
308,973
316,873
-2.49%
MN
MINNEAPOLIS STAR TRIBUNE
AVG M (M-F)
297,478
304,544
-2.32%
TX
DALLAS MORNING NEWS
AVG M (M-F)
264,459
263,810
0.25%
OH
CLEVELAND PLAIN DEALER
AVG M (M-F)
252,608
271,182
-6.85%
WA
SEATTLE TIMES
AVG M (M-F)
251,697
263,588
-4.51%
IL
CHICAGO SUN-TIMES
AVG M (M-F)
250,747
275,641
-9.03%
MI
DETROIT FREE PRESS (e)
AVG M (M-F)
245,326
269,729
-9.05%
FL
ST. PETERSBURG TIMES
AVG M (M-F)
239,684
240,146
-0.19%
OR
OREGONIAN
AVG AD (M-F)
239,071
249,164
-4.05%
CA
SAN DIEGO UNION-TRIBUNE
AVG M (M-F)
224,761
242,693
-7.39%
CA
SAN FRANCISCO CHRONICLE
AVG M (M-F)
223,549
251,782
-11.21%
NJ
NEWARK STAR-LEDGER
AVG M (M-F)
223,037
246,006
-9.34%
(e) Individually paid core newspaper five-day average reflects a reduced home-delivery schedule
Source: Audit Bureau of Circulations








Average Daily Circulation at the Top 25 U.S. Sunday Newspapers
Preliminary Figures as Filed with the Audit Bureau of Circulations
(Subject to Audit)



Total Paid Circulation

State
Newspaper Name
Frequency
As of 9/30/10
As of 9/30/09
% Change
NY
NEW YORK TIMES
SUN
1,352,358
1,400,302
-3.42%
CA
LOS ANGELES TIMES
SUN
901,119
983,702
-8.40%
IL
CHICAGO TRIBUNE
SUN
768,073
803,220
-4.38%
DC
WASHINGTON POST
SUN
764,666
822,207
-7.00%
NY
NEW YORK DAILY NEWS
SUN
568,266
603,671
-5.86%
CA
SAN JOSE MERCURY NEWS
SUN
528,536
N/A
N/A
TX
HOUSTON CHRONICLE (T)
SUN
515,236
547,409
-5.88%
MN
MINNEAPOLIS STAR TRIBUNE
SUN
504,616
477,564
5.66%
MI
DETROIT FREE PRESS (T) (e)
SUN
494,013
560,188
-11.81%
PA
PHILADELPHIA INQUIRER
SUN
477,586
499,138
-4.32%
CO
DENVER POST
SUN
472,664
495,485
-4.61%
AZ
ARIZONA REPUBLIC
SUN
457,059
458,992
-0.42%
GA
ATLANTA JOURNAL-CONSTITUTION
SUN
384,110
405,551
-5.29%
FL
ST. PETERSBURG TIMES
SUN
377,235
370,049
1.94%
NY
NEWSDAY
SUN
375,874
413,830
-9.17%
TX
DALLAS MORNING NEWS (T)
SUN
373,815
390,523
-4.28%
MA
BOSTON GLOBE
SUN
368,303
418,527
-12.00%
MO
ST. LOUIS POST-DISPATCH
SUN
365,589
401,425
-8.93%
OH
CLEVELAND PLAIN DEALER (T)
SUN
348,324
390,637
-10.83%
NJ
NEWARK STAR-LEDGER
SUN
346,436
371,061
-6.64%
WA
SEATTLE TIMES
SUN
341,265
359,672
-5.12%
NY
NEW YORK POST
SUN
339,115
343,361
-1.24%
WI
MILWAUKEE JOURNAL SENTINEL
SUN
331,171
334,241
-0.92%
MD
BALTIMORE SUN
SUN
324,018
322,492
0.47%
OR
OREGONIAN
SUN
292,800
303,414
-3.50%
(T) Includes other audited circulation
(e) Individually paid core newspaper five-day average reflects a reduced home-delivery schedule
Source: Audit Bureau of Circulations
  





    
































by Nat Ives (Adage)
Published: October 25, 2010